Back to Blog

Akışa Teslim Olmanın Öğretileri

January 1, 2026

3 min read

(Bu yazı yazılırken arkada Anathema - Flying çalmıştır)

10.20.2025. Az önce teyzemin cenazesinden geldim... "Bazı şeylerin iyiye gitmesi için kötü şeyler olması gerekir"... Hep buna inanmıştım ve hiç bir zaman da beni yanıltmadı. Tüm kötülükler üst üste geldi. İşsiz kaldım, ilişkim bitti, teyzemi kaybettim ve arada saymaya bile gerek duymadığım bir çok kötü şey yaşadım.

Peki bunlar son muydu başlangıç mıydı? Sahi neydi tüm bu yaşadıklarım? Birisi bitti derken diğeri başlamıştı. Hayatım domino taşları gibi üstüme yıkılıyordu. Bundan kurtulmalıydım. Zihnimde çalan onca sireni susturup bilmediğim bir yere varmalıydım? Peki burası neresiydi? İstediğim yer miydi? Yoksa sadece herhangi bir yere varmış olmak için varmayı mı istiyordum? Inanın bundan hiç emin değilim. Sadece bir yere varmak istiyordum. Daha huzurlu, mutlu, güvenli, sağlıklı bir yere. Neresi olduğunu hiç düşünmedim. Sadece kendimi böyle bir yerin varlığına inandırmaya gayret ettim. Sanırım böyle bir yer yok, hiç de olmayacak ama ne bileyim inanmak ya da umut etmek de yeterince iyi değil mi?

Belirsizlikleri belirli hale getirme çabasındansa yani kontrol etmeye çalışmaktansa bugün her şeyi akışına bırakabilmeyi tecrübe ettim. Zamanı gelen ölüyor, gitmesi gereken gidiyor, kalması gereken de tıpkı bir kaya gibi arkanda durabiliyor. Burada hayatımızı belirleyen seçimlerimiz mi oluyor? Seçemediklerimiz sanırım biraz daha belirleyici. Çünkü her şey bir şekilde olması gerektiği zaman, olması gerektiği gibi, en güzel şekliyle oluyor!

Bunları "oldurmaya" çalışmak çok büyük bir enerji kaybı. Onlarca kitap okudum, yüzlerce video izledim. 25'den fazla psikolog seansına katıldım. Sadece kendimi daha iyi hissedebilmek ve kendimi keşfedebilmek için. Hiç biri bir işe yaramadı diyemem tabii ki ama günün sonunda ben buyum, böyleyim ve bundan dolayı da çok mutluyum. Önemli olan da bunu yapabilmek değil miydi? Çocukluktan beri bize biçilen ya da üstlendiğimiz rolleri sürdürebilmek, artık 35 yaşına gelmiş birisi için yeterince sağlıksız bir durum nitekim.

Ama şu an emin olduğum tek bir şey var; "Ben elimden geleni yaptım". Bunu diyebilmek, anlayabilmek, geçmişe baktığında bazı insanları mutlu, bazılarını mutsuz edebilmek bile varoluşuma dair en güzel şeylerden birisi. Zamanı ne geri alabilirim ne de ileri. Sadece buradayım ve bunu yaşamalıyım. Ölümün olduğu bir dünyada neyin derdini yaşıyoruz ki? Doğduğumuz andan, son nefesimizi vereceğimiz ana kadar emin olduğumuz tek şey ölümken hem de...

Şu an yazının havasına kapılıp da üzgün olduğumu düşünebilirsiniz. Normal. Inanın ne üzgün ne mutsuz ne de başka bir şeyim. İçimde bir çok his, bir çok düşünce var ve sadece hepsinin akışını izliyorum. Otobanda giden arabalar gibi, rengarenkler. Kafamdaki "acabalar" sustu, sürekli çalışan çim biçme makinesi bile kendini emekliye ayırdı artık (umarım tekrar karşılaşmayız). Şu an sadece salt bir huzur ve boşluk hissediyorum. Tüm görevlerimi yerine getirdim. Benden beklediğiniz her şeyi yapmaya çalıştım ama artık bundan sonra tanıdığınız kişi değilim. Muhtemelen de hiç bir zaman olmayacağım. Artık kendimi bulmuş olmanın huzuruyla yoluma devam edeceğim. 35. yaş günümde bir şeyler olacağını hissediyordum ama bu kadar zor yoldan olmasını beklememiştim açıkcası. Zaten ben de kolaya alışkın biri değilim. Kolay olsaydı o "acaba"larım hala devam ederdi. Bir söz vardır bilir misiniz; "Sen dersi anlayana kadar ders devam eder". Sanırım o dersi bugün verdim...

Çok uzatmak istemiyorum çünkü bu yazı son derece kişisel. Umrunuzda da olacağını zannetmiyorum. Sadece kendi kişisel alanımda kendime kendimi anlatmak istedim. Bahadır Tezer olarak buraya kadar nasıl geldim bilemiyorum. Sadece bundan sonrasının benim için daha iyi olacağını biliyorum. En azından artık tüm çabam olanları ve olacakları değiştirmek olmayacak. Bunu bile fark ettiğimde yaşadığım hafifliği anlatamam. Bunu başarabilmem de emeği geçen herkese çok teşekkürler! (Evet en kötüsüne bile)

Bu yazının sonunda çok sevdiğim bir kaç dizeyi paylaşmak istiyorum:
"Bu yolculuk; insanın, sonunda ölümü bile üç gün sonra duyulan bir kişinin, ya da gökyüzündeki tek bir yıldızın yalnızlığı kadar büyük bir yalnızlığa iter.
Çünkü ego, ancak tam bir ümitsizlik noktasına gelince teslim olur.
Bu teslimiyet acı vericidir.
Çünkü kişi, kendini yutacak dipsiz bir uçurum açılmış gibi hisseder.
Bu, ölüm gibi gelir.
Ancak bu bi' taraftan ölümdür, diğer taraftan da o bir diriliştir.
O, doğmak için ölmektir!
Yolcu, önce bilinçaltının karanlıklarına dalar.
İç dünyamızın bu karanlığı, gerçek benliğimizin, tanrının şekilsizliğinin göz kamaştırdığı yerdir.
Benliğinimiz karanlıkta gizlenmiş bir ışıktır."